Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

Mubarek Yolculuk

 

yolcu hali

"Mekke'ye Kabe'ye Gidiyorum" Kitabı İshak Aydos hocamız tarfından çok güzel, özet ve faideli bir umre kitabı. o mukaddes beldeleri tatlı bir uslupla anlatmış. İnsan bir oturmada bitiriveriyor ve o mübarek beldelere iştiyakı artırıyor. İstifade edilmesi temennisi ile sizi Mekkede adım adım dolaştıracak olan kitapla başbaşa bırakıyorum.  M.ALTAN


2005 Yılında yaptığımız Umre ziyaretinden üç ay sonra denizde boğulmak üzere olan meslektaşını kurtaran kendisi kurtulamayıp şehidler arasına katılan manevi kardeşim Yakup KILIÇ hocamıza.

9 Haziran 2006 tarihinde göreve giderken trafik kazası sonucu şehid olan ağabeyim Dnz. Ast. İsmail AYDOS’a

ve kitabı hazırlayana da dualarınızda yer vereceğiniz ümidiyle

ÖNSÖZ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Hac görevim sebebiyle Mekke’de otelimizin lobisinde beklerken bir hacı amcamız:

- Hocam, bugün altı gün oldu, Kâbe’ye gitmedim! dedi. 

Şok oldum!

Kâbe, otelimize üç km mesafede, servis otobüsleri otelin önünde, taksiye binse beş riyale gidebilir ama hacı amca mazereti olmadığı halde, altı gündür Kâbe’ye gitmemiş!

Yine başka birgün.

Efendimizin, Hicret esnasında 3 gece misafir oldukları Sevr mağarasına tırmanıyoruz.

Sevr dağı oldukça dik ve dinlenerek ancak iki saatte zirveye ulaşabiliyorsunuz.

Dağa tırmanırken, yorgunluktan nefes nefese kalmış, terlemiş bir Türk hacı amcayla karşılaştık.

Gözlerini, dağın zirvesine dikmiş kendi kendine söyleni- yordu:

- Be mübârek! Çıkacak daha güccük bir dağ yok muydu…!

Bu benim için ikinci şoktu.

Zira Efendimiz Sevr dağına gezintiye çıkmamıştı. Bunun bir sebebi vardı. Çünkü Efendimizin peşinde eli silahlı, gözü dönmüş düşmanlar onu öldürmek için takip ediyorlardı..

Bu iki olaydan anladım ki, insanımız bu beldelere gelirken yeteri kadar bilgi sahibi değildi.

Ne buralarda yaptığı ibadetin faziletini biliyor, ne de Efendimizin hayatından haberdardı.

İster istemez bu beni düşünmeye sevketti.

Sünnete uygun bir ziyaret nasıl yapılmalıydı? Neler hissedilmeli, nasıl davranılmalıydı?

Hac ve Umre yolcusunun, Mekke ve Medine’de bulundukları sürede, hangi ibadetleri yapacaklarını, nereleri ziyaret edeceklerini, yaptıkları ibadetler ve bulundukları mekanların fazîletlerini, hatırlatmak istedim.

Kutsal beldelerin yolcusunun evinden çıkıp, dönünceye kadar neler yaşayacağını, neler hissedeceğini paylaşmak istedim.

Mekke ve Medine’yi, Peygamber Efendimiz ve sahabe-siz düşünmek, Efendimize ve onun Ashabına vefasızlık olurdu.

Kitabımızın bazı bölümlerine de, sahabe efendilerimizin hayatlarından kesitler yerleştirdim.

Sizleri, satır aralarında bazen Hz. Adem (a.s.) dönemine, bazen Hz. İbrahim (a.s.) dönemine, bazen de Asr-ı Saadet’e götürmek istedim.

Hac ve Umre ziyaretlerimde, rehberlik sebebiyle biriktirdiğim notlarımı, bu ziyareti yapacak kardeşlerimize faydalı olur düşüncesiyle derleyip, sâde, anlaşılabilir bir dille sunmaya çalıştım.

Kaynak eserlerden yaptığım alıntılarda eksiltmeler ve bazı sadeleştirmeler yaptım.

Bu kitabın, Hac ve Umre’ye giden kardeşlerimize faydalı olacağını ümit ediyor, ziyaretlerinizin ve dualarınızın makbul olmasını Rabbûl Âlemin’den niyaz ediyorum.

          İshak AYDOS

Eylül 2006 Ankara

BİRİNCİ BÖLÜM

 SON HAZIRLIKLAR

5 Mayıs 2005

O sabah erkenden kalkmıştım.

Tatlı bir heyecan vardı içimde. Diyanet İşleri Başkanlığı organizasyonu aracılığı ile Umre’ye gidecektim. Kutsal beldelere yapacağım bu ziyaret için günlerdir hazırlan-mıştım. Zaten bir haftadır bir koşuşturmacadır gidiyordu. Büyüklerimi, eşi-dostu ziyaret, ihram, terlik derken yolculuk hazırlığımı tamamlamış, bir iki defa da ihram kuşanma provası yapmıştım.

Akşamdan valizimi hazırlamış, tırnaklarımı kesip, bedensel temizliğimi de yapmıştım.

Dostlar sağolsunlar uğurlamaya gelmişlerdi. Bir haftadır evimiz dolup dolup boşalmıştı. Tabi bu arada uykusuzluğa da alışmıştım.

Çoluk çocukla yapılan sabah kahvaltısından sonra, banyoya girip boy abdesti aldım. Seccademin başına geçip iki rekat namaz kıldım. Yola çıkmadan önce kıldığım bu nafile namazın birinci rekatında fatihadan sonra Kâfirûn (Kul yâ Eyyuhel kâfirûn) suresini, ikinci rekatında ise İhlas (Kul hu Vallâhu Ehad) suresini okudum.

Namazdan sonra “Ayete’l-Kürsî”yi okuyup, Allah’a hamd ve Peygamberimize Salavat getirdikten sonra:

“Allahım, Yolculuğun meşakkatinden, tasalı, kederli, hoşlanılmayan bir duruma düşmekten, mal, aile, çoluk çocuğun kötü bir duruma düşmesinden, varlıktan yokluğa, iyilikten kötülüğe düşmekten sana sığınıyorum.

Allahım! Kendimi, dinimi, ailemi, yakınlarımı, hepsini sana emanet ediyorum. Bu yolculuğumuzda bize kolaylıklar ihsan eyle!” duasını yaptım.

Eş, dost, tanıdıklar ve komşular sabah uğurlamaya gelmişler. Kimileri de dua edileceklerin listesini yapıp, tutuşturdular elime. Ev halkı ve misafirlerle vedalaştık.

Mahallemiz camiinin imamı Bayram Hocam da gelmişti. Tekbirler ve Salavatlarla evden çıktık. Yapılan duadan sonra Bayram Hocam:

Çok mukaddes bir yola gidiyorsun. Meşakkatli ve sabır isteyen bir yolculuk bu. Peygamberimiz, başka hiçbir ibadet için yapmadığı “Allahım bunu bana kolaylaştır” duasını bu yolculuk için yapmıştır. Şeytan sizi bu yolculukta rahat bırakmayacaktır, sabrı elden bırakma!

Hz. Ömer (r.a) Umre’ye gitmek için Peygamberimizden izin istediğinde Peygamberimiz izin verdi ve:

Ey kardeşçiğim, bizi duanın bir kısmına ortak eyle ve bizi duadan unutma.[1] demiş ve dua istemiştir. Evinden çıkıp dönünceye kadar hacının ve Umreci’nin duası makbuldür, sen de bizleri dualarında unutma diye tavsiyede bulundu.

Aracımıza binip havaalanına hareket ettik.

Yol boyunca tekbirler ve dualar okuyarak havaalanına giderken, seneler öncesine dalıp gittim.

Altı yaşındaydım. Dedem ve anneannemin hacdan dönüşünü bekliyorduk. Mahşerî bir kalabalık vardı. Ben, sağa sola bakınıyor, olanları çözmeye çalışıyordum.

Az sonra uçak indi. Yolcular çıkış salonunda görünmeye başlayınca bekleyenler arasında bir dalgalanma oldu. Karşılamaya gelenler, yakınlarına kavuşunca hasretle sarılıp, sarmaş dolaş oldular. Sevinç gözyaşlarıyla ilk defa burada tanışmıştım.

Sonraları kaç kez dostlarımı buradan Hac veya Umre’ye uğurladım.

Selamlar gönderip, helalleşip, kucaklaştıktan ve onlar uçağa binip de, uçak havalanınca,  çocuklar gibi ağlayıp:

Allahım! Bana da nasib eder misin, bana da nasib et diye yaptığım dualarımı, gözyaşlarımı bir Rabbim, bir de ben biliyordum.

 HAVA ALANINDA

Havaalanındayım.

Yolcular bir bir gelmeye başladılar. Bu Umre yolculu-ğuna birlikte karar verdiğimiz ve oda arkadaşlarım Sefa ve Ayhan Beyler de geldiler. Herkeste bir heyecan vardı. Bu yüzlerinden çok rahat okunabiliyordu.

Uçağın kalkmasına daha üç saat vardı.

Gidiş salonunda bekleşirken, oda arkadaşlarımla yolcu-luk için plan yaptık. Bu kısa zaman diliminde, o kutsal beldelerde; az uyuyacağımıza, az konuşacağımıza ve az yemek yiyeceğimize dair söz verdik.

- Niye bu kadar erken geldik diye mırıldananlar var. İçimden “Sabır, mutlaka bir sebebi vardır” diyorum.

Biraz sonra bu yolculukta bize rehberlik yapacak Diyanet görevlimiz Yakup bey geldi ve gruba hitaben:

- “Arkadaşlar, hoş geldiniz. İnşallah bu umre yolculu-ğunu beraber yapacağız, önce Mekke’ye gideceğimiz için ihrama burada gireceğiz. İhramlarımızı ve terliklerimizi hazırlayalım, ihramlarımızı kuşanalım.” dedi.

İhram kuşanmak için ayrılmış bölüme geçip, ihramla-rımızı kuşanıp, kokular süründük.

Pek çoğumuz acemi olduğumuzdan biraz da zorlandık.

İhram kuşanma işlemi bittikten sonra, bagajlarımızı uçağa verdik. Bagaj işlemleri de tamamlanınca Yakup Hocam, öğle namazı ve ihram namazı için abdest almamızı, namaz kılmak için ayrılan yerde hazır olmamızı söyledi.

Ayrıca, Mekke’de on beş günden az kalacağımız için seferi olduğumuzu ve öğle namazının farzını iki rekat kılacağımızı hatırlattı. Önce öğle namazını, sonra ihram namazını kıldık.

İki rekat kıldığım ihram namazının, birinci rek’atında fatihadan sonra Kâfirûn (Kul yâ Eyyuhel Kâfirûn), ikinci rek’atında İhlas (Kul hu Vallâhu Ehad) sûrelerini okudum.

Namazdan sonra topluca Umre’ye niyet yaptırdı. Biz de hep bir ağızdan yüksek sesle tekrar ettik.

“Allahümme İnnî Urîdül Umrate fe yessir hâ Lî, Vetekabbel hâ minnî.”

“Allahım! Senin rızan için umre yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve onu benden kabul eyle.”

Hemen peşinden 3 defa Telbiyeyi okuduk.

Telbiye:

  

“Lebbeyk. Allahümme lebbeyk. Lebbeyke Lâ Şerîke leke Lebbeyk. İnnel hamde Ve’n-ni’mete leke ve’l mülk. Lâ Şerîke lek.”

“Buyur Allahım buyur! Emrindeyim buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Emrindeyim buyur! Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet de senin, Mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur.”

Telbiye’den sonra bir kez tekbir okuduk.

  Tekbir:

 “Allahü Ekber, Allahü Ekber lâ ilâhe illallâhü vallâhü Ekber. Allahü Ekber ve lillahil hamd.”

“Allah büyüktür. Allah büyüktür. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah büyüktür. Allah büyüktür. Hamd Allah’a mahsustur.”

Tekbirden sonra bir kez tehlil okuduk.

Tehlil:

 “Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh. Lehul mülkü, Velehul hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.”

“Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O tektir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Mülk ona aittir. Hamd ona mahsustur. O’nun her şeye gücü yeter.”

Tehlil’den sonra bir kez Tesbih okuduk.

Tesbih:

“Sübhânellâhi, Ve’l hamdülillâhi, Ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil Aliyyil Azîm.”

“Allah her türlü noksanlıktan uzaktır. Hamd Allah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah büyüktür. Bütün güç ve kuvvet, şanı yüce olan Allah’a aittir.”

Tesbih’ten sonra da bir kez Salavat-ı Şerîfe’yi okuduk.

Salavat-ı Şerîfe:

 

Allahümme Salli alâ Nebiyyinâ Muhammed.”

“Allahım! Peygamberimiz Hz. Muhammed’e Salat ve Selam eyle!”

Etiket :hatıra
KUTSAL TOPRAK
10 Temmuz 2007
16:48
Yorumlar :0
 
 
 

Yorum ekle